Kimseyi bir şeylere mecbur bırakmak istemedim. O yüzden kimseyi ikinci kez aramadım. Hatta kimseyi aramadım. Onlar bana ulaşmak isterlerse ararlar nasıl olsa diye. Sonra bir an geldi. Onlar da aramamaya başladı. Her şey böyle yavaş yavaş tükendi gitti.
Sokaklar boştu. Purim‘i kutlamakta olan yahudi yerleşimcileri fotoğraflamak için durdum. Bir şişe şarabı döndürüyor, kadehleri tokuşturarak kutlama yapıyorlardı. Filistinli bir kadının kapalı dükkanlar boyunca yürüdüğü çarptı gözüme. Bir grup yerleşimci sokağın ortasından aksi istikamete doğru yürüyordu. Yahudi yerleşimcilerden birisi durup kadına doğru yaklaştığında gayri ihtiyari bir şekilde fotoğraf makinemi doğrulttum.
Kadın bağırmadı ya da durmadı. Adımlarını sıklaştırdı ve ilerideki köşeyi dönerek yok oldu. Sinirli ve üzgündüm, sanki şarap bana atılmıştı.
Rina Castelnuovo***
The streets were mostly empty. I stopped to photograph some settlers marking the Jewish holiday of Purim. They were passing around a bottle of wine, toasting the holiday, nothing out of the ordinary. I noticed a Palestinian woman walking along the shut-down stores. A group of settlers were walking in the middle of the street in the opposite direction when one of them took a step towards her. I instinctually raised the camera.
She didn’t scream or stop, she hurried up the street and vanished around the corner. I was left angered and saddened — as if the wine hit me.
Rina Castelnuovo
Zaman aşındırır mı?
Hislerimi ipe goturmeye yeltenen bi cellatsin.
Allah’in yildirimiyla vuracak gibi guclu davranman da bosuna degil, bilirim.
Dunyadaki tum kalpleri katilastiran zulmun de aşikâr.
Zaman, kelimelerimle sitem ettigim sensin, seni yaziyorum bu kez.
Beyni katakulliye getirebilecek kadar hokkabazsin. Oyle ilac falan degilsin kliselerdeki gibi. Insani simsiki pencene gecirip, cinnet buhranlari gecirtirsin cogu zaman. Cinnet diyorum, en korkunc kelimeyi bile soyletirebilirsin de diyebilirim o zaman. Yoklugunda adina kelimlerle pullar bastigin insani bile unutturusun varken, kim diyebilir sana ilac diye? Devlestirilen beyin sancilarini, dostluklarin tadini, en buyuk ask levhalarini peyderpey eriten buudtan, senden nasil iyiymis gibi bahsedilir ki? Yoksa sende masum musun herkes gibi, dile gelsen hickiriklarla mi anlatirsin derdini ? ‘Aciyi anlamak icin zaman bana kafi geldi baska seye kalmadi ihtiyac’ derken onca sair, sana ne soylemek duser paklamak icin kendini?
Af et! Butun besteler, sevda sozleri zamandan, senden hinc cikarmak icin yazilirken ben elbette kelimelerimle bogabilmeliyim seni.
Ey zaman, kavuruculugun hislerimizi yok edisinden belli. Dinle beni, ben senin kokune kezzap dokmesini iyi bilirim cunku. Peki onlar? Madem unutanlar hatirlamayacaklar bizi ve gidenler geri donmeyecekler sana ragmen, oyleyse sende daha fazla kavurma bizi.
Insaf et, akışınla kan damlatma kalplere.
Yorulduk artik, usandirma bizi.
Gamze, balkon 2012
Piçler, aşık oldukları kadınların kendilerini kurtaracaklarını düşünür. Oysa hiçbir kadın dünyaya bir piçi kurtarmak için gelmemiştir.
Piçlere sır verilebilir. Ölümleriyle son bulan sırdaşlıkları vardır.
Piçler sadece kendi aşklarına saygı duyarlar. En yakın dostlarının kadınlarına dil ve el uzatabilirler. Bu durumda piç tabii ki suçlu, ancak piçlik meşrudur. Piçler düzensiz hayatlarında düzenli olarak içki içerler. Belli sayıdaki kadehten sonra sarhoş olup sızarlar. Sızdıkları yerin adı huzurdur.
Piçlerin babalarıyla olan ilişkileri mezar taşı kadar soğuk, yeni dökülmüş kan kadar sıcaktır.
Piçler insan öldüremedikleri, ağır suçlar işleyemedikleri, korkak ve hain oldukları için yaşadıkları yerleri zorunlu kalmadıkça terk edemezler.
Piçin davranış ve tercihlerini sadece bir başka piç kabul edilebilir olarak değerlendirir ve “Neden?” diye sormaz. “Neden” sorusu piçliği yok eder..
Yağmur gevezedir, kar suskun. Küskünlüktür kar, yağmur hüzün.
Bilir misin; iki yağmur arasına girer mutlaka kar. Kar mesafedir, hasrettir bahardan bahara.
Bilirim; üşümek özlemektir aslında. En çok özleyenler üşür.
Yağmurda gidilir, karda özlenir.
Bu nedenle sevdalılar en az kuşlar kadar kızgındır karlara…
Ve ben, yazgısını rüzgârın merhametine teslim etmiş munis bir kar tanesi gibiyim, duamdan başka pusulam yok!
Yağmur düşer, kar uçuşur…
Yağmur anlayışlıdır, gizler gözyaşlarını. Karda iz bırakır hüzünler.Yağmur ilk özlenilendir, kar ilk gizlenilen…
Yağmur dışa vurur, kar içine atar söylenmesi gerekenleri.
M.NEDIM HAZAR
Basinizi yerden kaldiramadiginiz zamanlariniz gelir, goz goze gelseniz felaketiniz olacak gozlere bakamayisiniz, suclu oldugunuz vakitlerde elden gelen sadece susmaktir ve herkesin hikayesi bir yere yazilir.
Uzatmadan hayat cok kisa diyecegim, bugun var yarin yokuz diyecegim bi kulaktan girip digerinden cikan onlarca ogutten sadece birisi olacak bu benim icinde. Ben bugun yasadigim aciyi yazacagim. Buraya tutacagim gunlugumu bugunluk.
Ben bugun dudaklari dua etmekten kurumus, iki gun evvel gencecik yavrusunu kaybetmis bi annenin gozlerine bakamadigim icin beynimden vuruldum. Ben bugun pismanliklarimin en buyugunu bi kere daha yasadim, dustugum gaflet cukuruna bi tas daha firlattim ben bugun. Bugun bi cenazevinde ‘ben sizin kizinizim bundan sonra’ dedim 18 yasindaki kizini kaybetmis anneye. Anne agladi sarilarak, sonra keske dedi keske, cok erkendi dedi, sonra takdir dedi acisini isira isira. Yasamin tek manasi olumlu olmamizda.
Yaprak sadece öldugunde kopmaz oyle dalindan ve su her zaman hayat anlamina gelmez. Olum bi son mu Elif? Hicte degil. Elif ne de guzel bi isim.. Ulfetle akrabaligi var ama oylesine yalniz bi harfsin sen Elif. Mekanin cennet olsun, sana bildiklerimi anlatamadigim icin affet beni Elif. Sen mezarinda rahat uyu bizde uykumuzdan uyanalim artik, her nefeste suzule suzule olume meyillenisimizi hatirlayalim.
Annenin dalan bakislarinda sen vardin bugun Elif.
‘elif diyorum sitare, sineme elif çekiyorum ‘ der gibi bakti bugun annen.. Annen seni kollarinda kaybedisinin acisini gozlerinin icine atmis Elif. Sabri bile catlatacak kadar sabirli durusu seni cok sevdiginden ve O’nu cok sevdiginden.
Dunya bizi sinsice uyutuyor Elif. Uyanamiyoruz bizler. Deryanin icinde islanamiyoruz.
Gamze, Subat 2012, baska bi ev
Fiyakali sozler torbasinda,
Uykuya kopru kuracak masallari da var yaninda..
Kalpleri arsinlamaya kalkisan cocukluktan kalma travmasida burda..
Ve bu yuzden buyuyor sonra.
Gonlunun issiz sahillerini oksayan her ruzgar,
Sarkilardaki gibi maziden kalan bi yara..
Hissizlesiyor bazen, ruhuna sariyor kalin kagitlar.
Bi ilac var mi vazgecmemek, katlanmak icin bu dunyaya?
‘Senin makamin belli’ diyor aci, cirpinma bosuna.
Sevdan kureksiz bi sandalda oldukca,
Dunyadaki butun kotulukler yakinda.
Ayrilik bi intihar,
Intihar, sorumluluklarin istifasiysa..
Henuz ruhlar dahi tokusturulmamisti oysa,
Artik anla..
Ne gencligimin zamana direnisi var ne de zamanin sevdaya
Sen, âmâ bi bahtiyar
Hosca bak zatina.
Belki de unutuyorumdur da seni zamanla,
Bilirsin sen, ferdâ en buyuk muamma..
Git simdi, diledigince agla..
Gamze,2012 23:17 oda
En guzel saatiydi gunun ve en guzel gunuydu ayin. Yeni donmustum savastan yahut yeni baslamistim burayi tam kestiremiyorum. Tek hatirladigim sicakti kanim ve gulumseyisim donuk. Ilk defa sevdiklerimden bu kadar uzak kilometrelerce, millerce uzak, hic olmadigi kadar cok uzak bi yere yasamaya gidiyordum. Ustelik hayal kirikligina ugratmaktan baska bir ise yaramayan kisilerin hayatimda oldugu da dogruydu. Konusmaya daha ziyade anlatmaya ihtiyacim vardi dinlenecek bir yere ve dinleyecek birine. Onu buldum ve sevdim ve sonra cok sevdim sonra daha cok sevdim. Sonra vakti geldi o da gitti her giden gibi. Hayatlarimiza konuk olup gittik. Ozlem hic gitmedi, simdilerde ozluyorum beni dinlendirip dinleyeni, en cok o iyiki tanimisim dedigimi.
Keskeler basti basacak yazimi.. Ne zaman ozlemlerimi cagirsam keskeler geliyor kosarak… Keske burda olsanda yine cagirsan beni evine. Turlu turlu bahaneler uretmeden tembellik yapmadan kosup gelsem bu defa, kahvalti etsek sen dometesin ustune nane serpistirsen, sonra ben her dometese nane dokulusunde seni hatirlasam. Canim kek istedi dedigimde hic usenmeden kalkip kek yapsan mesela. Odevlerimi sana yaptirsam sen bak bu son deyip kizgin bakis atmaya calissan. Bunu izledin mi sunu okudun mu bunu dinledin mi diye sorsam telasli telasli, hastalgimda gelip basimda dursan tedavi yontemleri bulsan sonra. Guldurmeye falan calissan. Aniden bagira bagira siir okusam, gulmeye baslasan. Uzun uzun anlatsam oyle derin derin baksan..
Boyle bilincimin detay topladigi yerde konaklayayim mi bi sure, dostluklarin hala olduguna inandirayim mi kendimi? Hem zaten bu boslugun kasvetli, agir havasi baska hangi vincle kaldirilabilir ki ?
Insanlik yollar kadar karmasik.. Demiyorum illa Fermi paradoksuna inandiralim diye kendimizi ama bu dunyada da kalbi opulesi insanlar var. Kalbimin locasinda her daim yer var o insanlara.. Umitsiz olmak bosuna, bu dunyada da kotulukleri elenmis, bu gune oyle gelmis insanlar var.
Ozledim seni. Senin de artik uzak olusuna Inandirmak istemem ki kendimi. Bulurum elbet birini anlatirim da huznumu sevincimi ama gel gor ki beni en iyi sen anlarsin, oyle derin derin en guzel sen bakarsin.
Sevgiyi sinayan mihenk tasi zaman, bak bu kez maglup.. Demek gozden irak olunca illa gonulden irak olunmuyormus. O bahaneymis arkasina saklanmakmis. Giden, kalanlara tek basina bakiyorsa uzaklardan onu en cok bu soz yakarmis.
Yazmak her zaman konusmaktan daha kolay.
Seni ne cok sevdigimi bilirim, ama kalemim bu kadarini yazdi.
Gamze, Yaz 2011, Gun dogdu.

”Hayatımı Yeniden Yaşayabilseydim Eğer;
Hastayken yatağa girer, dinlenirdim. Ben olmadığım zaman herşey kötüye gidecek gibi düşünmezdim.
Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz, yakardım..
Daha az konuşur ama daha çok dinlerdim..
Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim..
Oturma odasında TV seyrederken patlamış mısır yer ve şömineyi yakmak isteyen birisi olduğunda, leke olacak diye daha az korkardım..
Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım..
Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım.
Saçım bozulmasın diye arabanın camının açılmasını önlemezdim..
Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum.
TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.
Ömür boyu garantili, pratik vs denilen hiçbir şeyi satın almazdım.
Hamileliğimin bir an önce sona erip, . doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anın tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu farkederdim. Bu o kadar nadir bir olay ki.. Mucize gibi bir şey..
Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla “Önce git ellerini, yüzünü yıka” demezdim. Onlara daha çok “Seni seviyorum” ve . ondan da çok “Özür Dilerim” derdim.
Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu. Dikkatle bak.. Gerçekten gör.. Yaşa.. Vazgeçme.. Küçük şeyler için şikayet etmekten vazgeç..
Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı ile ilgilenmezdim..
Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdım..
Unutmayın, sahip olduğumuz ruhsal, fiziksel ve duygusal herşey için Allah’a şükredin..”
Erma Bombeck bu yaziyi kansere yakalandigini ogrendikten sonra kaleme almis. Sonra yenik dusmus kansere ve Avustralya’da vefat etmis. Gider ayak mesaj birakayim demis kalanlara belliki, basit ama ozunde derin, orneklere girismis. Bizler, yani simdilik olmemis olanlar, uzakta zannedenler olumu, dunyayi mekan belleyenler, farkindaliktan yoksunuz henuz. Hayatimizdan birileri hic gelemeyecek sekilde gidince hissediyoruz ölümü. Hatirliyoruz. Bi kurtulus mu ölüm, yoksa bi anksiyete kaynagi mi bilinmez , kisinin yasayisina gore ekseriyetle degisir ölümün tanimi. Fakat suphesiz, modern dunyanin insanlar uzerindeki yipraticiligi bize ölümü unutturdu ve bizler futursuzca hayatin giz’ine sirtimizi döndük.
Gamze 06.02.2012, 02:05 Koltuk.


