Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
Içimdeki kadar iniş ve çıkış.
| — | Nfk |
| — | Nfk |
— Erma Bombeck
| — | Iskender Pala |
Sayfalarinin hiç bitmesini istemediğin bi kitap.
Son satirlarinda nazlanişin.
Koca kitabi devirip alti cizili tek bi cumlenin olduğunu farkedisin sonra.
‘’Yazıya geçen, yaşantının yalnızca posasıdır.’’ yaziyor ustelik, vakit kaybetmeden kalemi eline alip ruhunun musveddesini kağida gecirirmenin tam da vakti simdi.
Icimden geldiği gibi yazmama izin vermelisin oyleyse. Seninle konusmama izin vermelisin.
Merak ediyorum. Riske tutanarak neticesi ne olursa olsun ciktiğin yollar var mi hayatinda? Cikmak istemedigin yollara, hazirlamak istemediğin bavullara uzun uzun baktin mi hic? Ansizin, aslinda cokta eften puften gorunen bi hadisenin kafanda simsekler caktirdigina sahit oldun mu? Hayatina bodoslama atlayan birinin sen daha farkedemen hayatina yon verdigine rastgeldin mi hic?
Bunlarin hic birini bilmiyorum sayin okuyucu. Fakat bilmek istiyorum, ölümle bile boy ölçüşebilecek bi hayati kimde bulurum? Kime guvenebilirim sonsuz olacagina inandirarak degil her zerremle inanararak? Ellerimde sandigim cogu seyin aslinda boşlukta durup sallandigini yeni farkediyorum. Büyümüyor muyum acaba ben? Vardigimi sanarken donup kalmiş miyim oldugum yerde? Hep yerimde mi saymişim bunca zaman? Ya da soyle, olmeden evvel daha fazla şaşirtir mi hayat beni? Insanlarin bi gunluk ic goruntuleriyle tum dis cazibelerini paslandirmayi basarabilmelerini kac vakit sonra anlayabilirim? Kurulmasi icin aylari, yillari devirdigim saraylarin bi anda tuz buz oluşunu kabullenemiyorum. Aklim almiyor, sasiyorum. Anlayacagin bu kez manzaram korkunc ,dusman istilalarima kalkan olacak kimsem yok gibi.
Klavuzum olsana sayin okuyucu. Oyle yalniz okumakla olmaz. Bu kez bi şey soylesene? Kafamda yumru yumru parsellenmiş bunca cirpiniş varken susman haksizlik olur. Tam da vakti sayin okuyucu gozlerinden mustarip bi tebessum sarkabilir simdi.
Raftan bi kitap sectim, tosladigim cumleye de bi bak; “bazen öyle olur; büyüdükten sonra doğarsın!” diyor.
Gozyaslarimi gormene ramak kaldi.
Dokunabilsen sanki aglayacagim.
Gamze Eylul 2012-yeni bi oda.
Kimseyi bir şeylere mecbur bırakmak istemedim. O yüzden kimseyi ikinci kez aramadım. Hatta kimseyi aramadım. Onlar bana ulaşmak isterlerse ararlar nasıl olsa diye. Sonra bir an geldi. Onlar da aramamaya başladı. Her şey böyle yavaş yavaş tükendi gitti.
Sokaklar boştu. Purim‘i kutlamakta olan yahudi yerleşimcileri fotoğraflamak için durdum. Bir şişe şarabı döndürüyor, kadehleri tokuşturarak kutlama yapıyorlardı. Filistinli bir kadının kapalı dükkanlar boyunca yürüdüğü çarptı gözüme. Bir grup yerleşimci sokağın ortasından aksi istikamete doğru yürüyordu. Yahudi yerleşimcilerden birisi durup kadına doğru yaklaştığında gayri ihtiyari bir şekilde fotoğraf makinemi doğrulttum.
Kadın bağırmadı ya da durmadı. Adımlarını sıklaştırdı ve ilerideki köşeyi dönerek yok oldu. Sinirli ve üzgündüm, sanki şarap bana atılmıştı.
Rina Castelnuovo***
The streets were mostly empty. I stopped to photograph some settlers marking the Jewish holiday of Purim. They were passing around a bottle of wine, toasting the holiday, nothing out of the ordinary. I noticed a Palestinian woman walking along the shut-down stores. A group of settlers were walking in the middle of the street in the opposite direction when one of them took a step towards her. I instinctually raised the camera.
She didn’t scream or stop, she hurried up the street and vanished around the corner. I was left angered and saddened — as if the wine hit me.
Rina Castelnuovo
Zaman aşındırır mı?
Hislerimi ipe goturmeye yeltenen bi cellatsin.
Allah’in yildirimiyla vuracak gibi guclu davranman da bosuna degil, bilirim.
Dunyadaki tum kalpleri katilastiran zulmun de aşikâr.
Zaman, kelimelerimle sitem ettigim sensin, seni yaziyorum bu kez.
Beyni katakulliye getirebilecek kadar hokkabazsin. Oyle ilac falan degilsin kliselerdeki gibi. Insani simsiki pencene gecirip, cinnet buhranlari gecirtirsin cogu zaman. Cinnet diyorum, en korkunc kelimeyi bile soyletirebilirsin de diyebilirim o zaman. Yoklugunda adina kelimlerle pullar bastigin insani bile unutturusun varken, kim diyebilir sana ilac diye? Devlestirilen beyin sancilarini, dostluklarin tadini, en buyuk ask levhalarini peyderpey eriten buudtan, senden nasil iyiymis gibi bahsedilir ki? Yoksa sende masum musun herkes gibi, dile gelsen hickiriklarla mi anlatirsin derdini ? ‘Aciyi anlamak icin zaman bana kafi geldi baska seye kalmadi ihtiyac’ derken onca sair, sana ne soylemek duser paklamak icin kendini?
Af et! Butun besteler, sevda sozleri zamandan, senden hinc cikarmak icin yazilirken ben elbette kelimelerimle bogabilmeliyim seni.
Ey zaman, kavuruculugun hislerimizi yok edisinden belli. Dinle beni, ben senin kokune kezzap dokmesini iyi bilirim cunku. Peki onlar? Madem unutanlar hatirlamayacaklar bizi ve gidenler geri donmeyecekler sana ragmen, oyleyse sende daha fazla kavurma bizi.
Insaf et, akışınla kan damlatma kalplere.
Yorulduk artik, usandirma bizi.
Gamze, balkon 2012